"Montpellier’de, tıp öğrencileri arasında, adım kısa sürede “inek”e çıktı. Diğerlerinden çok çalışmıyordum ama daha iyi çalışıyordum. Hocalarım, ince eleyip sık dokumayı öğretmişlerdi. Asla yarım anlamakla yetinmemeyi. Gerekli zamanı ayırmayı ve bu zaman içinde anlamayı, özümlemeyi öğretmişlerdi. Öte yandan mükemmel bir belleğim vardı. Bunu da, en azından bir kısmını hocalarıma borçluydum. Bir kere öğrendiğimi, bir daha unutmuyordum.
Bunları övünmek için söylemiyorum. Alt tarafı parlak bir öğrenci olmam, asla doktor olamadığıma göre, ne işime yaradı? Bunu söylüyorsam, orada belli bir saygı gördüğümü belirtmek için."
(Doğunun Limanlari, Syf. 46, 47)
(Doğunun Limanlari, Syf. 46, 47)
Bizim toplumumuzda -bizimkini yazıyorum çünkü diğerlerini bilemem- insanın geleceğini inşa ederken hangi taşları ne şekilde kullanacağını kendisinin belirlemesi olanaksızdır. Bunu başarabilen de toplum normlarına göre makbul sayılmaz. Eğer neticede ünvan ve şöhret elde etmişse ona tekrar kucak açabilirler, tabii ki normal olmadığını hafızalarının bir köşesinde saklayarak. Ancak sıradan biri olarak kalmışsa hiç şansı yok. Kesinlikle kabiliyetlerini harcadığını düşünürler. Mutlu olması bu yargıyı değiştirmez.
Stajyer olarak bir derse giriyordum. Öğrenciler çok çalışıyorlar ama soru sormuyorlardı. Ne bana, ne birbirlerine ne de kendilerine. İyi notlar almayı hedeflemişlerdi ve bu şekilde başarılı olacaklarına inanıyorlardı. Onlara, sınav sorularını ben hazırlarsam bu sistemle kimsenin yeteri kadar başarılı olamayacağını söyledim. Bakışları soruları diğer hocanın hazırlaması için yalvarıyor gibiydi.
Derse devam ettiğim süre zarfında bolca soru sorararak sorgulama isteklerini gün yüzüne çıkarmaya çalıştım. Yavaş da olsa biraz biraz değişmeye başladı bir şeyler. Pes etmemem gerektiğini anladım. Özellikle grup çalışması yaparken gözlerinin içine yerleşen sevinci görebiliyordum. Farklı düşünebiliyorlardı ve bunun farkındalardı. Böyle olması onları mutlu kılıyordu.
Kitap okumaya başladılar. Odamdan dışarı çıkarmadığım kitaplarımdan seçerek onlara götürdüm. Bir tanesi iki kitabı okuyup iade ettiğinde kitapları ona vereli sadece üç gün olmuştu. Birisi de "Fareler ve İnsanlar"ı göstererek bunu okumanın kendisine ne katacağını sordu. Okumanın amacını keşfetmiş olduğunu anladım..
Bu öğrenciler bir süre sonra kendilerine gerçekten ne olmak, ne yapmak istediklerini soracaklar ve parlak bir öğrenci olmak onlara yetmeyecek. Belki hepsi normların dışına çıkamayacak -çünkü bu cesur insanların işidir- ama yine de fikirlerin sınırlarını esneterek bir sonrakilerin bu cesarete sahip olmasını sağlayacaklar.
Şimdi daha çok inanıyorum; insanların takdir ve saygılarıyla yetinmeyerek iyi bir tercih yaptım. Maddi-manevi ağır bir bilançosu olsa da yapmak istediğim şeyleri yapmaya başladım ve şu anda tegayyürün bir yerden başlamış olduğunu bilmek bana yetiyor.

No comments:
Post a Comment