Saturday, March 24, 2007

Evet

"Yine uzun bir sessizlik.
- Clara, bana bir söz vermeni istiyorum. Ne anlatırsam anlatayım, bitti demeden sözümü kesme ve bana hiç bakma.
- Söz!
Çocukluklarıma gülümsüyordu. Şaşkın. Belki de duygulanmış. Yeniden sessizlik. Sonra, bugüne kadar unutamadığım şu sözler ağzımdan döküldü:
- Son karşılaşmamızdan sonra çok düşündüm ve şimdi sana aşık olduğuma kesinlikle eminim. Sen, hayatımın kadınısın, bir başkası olmayacak. Burada olduğun zaman seni bütün varlığımla seviyorum. Aynı şeyleri hissetmiyorsan, ısrar etmem. Bu öyle güçlü ve ani bir duygu ki, seni esir almalıdır, bu, zamanla alışılan bir eğilim değil. Onun için, böyle bir duygun yoksa, bir dakika sonra başka şeylerden konuşuruz ve seni bir daha rahatsız etmem. Ama şansıma, bir şeyler hissediyorsan, o zaman dünyanın en mutlu insanıyım ve sana: "Clara, karım olmak ister misin? Seni son nefesime kadar seveceğim" derim.
...
- Evet.
'Evet' demişti.
En güzel, en sade yanıttı ve en az beklediğimdi."
(Doğunun Limanları, syf. 91)
Karşısındakini ezmeyen, onun karakterini yücelten ve saygı uyandıran böyle bir söyleyiş tarzı elbette bir kadının "Evet" demesini kolaylaştırır. Fakat erkekler genelde beğenen, teklif eden ve kabul alan taraf olmak istedikleri için reddedildiklerinde öfkeleniyor, kin beslemeye başlıyor ve makul davranamıyorlar.
Bir kaç gün önce sizi kendisine hayran bırakabilecek cümleler kuran adam gidiyor yerine bir çocuk gibi zaptedilmeye ve yönlendirilmeye muhtaç bir öfke anıtı geliveriyor. Tabii bu biraz da hislerinin ve beklentilerinin boyutuyla alakalı.
Kadınlar böyle bir durumda ağlamayı ve ümitsizliği tercih ederken erkekler bir an önce bunu unutturacak bir başka maceraya açılmayı yeğliyor. Kesinlikle inatçı değiller. Çoğunlukla da bu yüzden kaybediyorlar. Kazananları da sabrın meyvesini alıyor.

No comments: